Bu hafta hem bedenen hem zihnen fazlasıyla yoruldum. Spor süresini biraz fazla uzatmam ve evde yapılacak işleri dar bir zamana sıkıştırmam bedenimi tüketti. Zihinsel yorgunluğum ise projelendirdiğim işler ve onların maliyet hesaplarıyla uğraşmaktan kaynaklandı. Sayılar, planlar, ihtimaller… Hepsi zihnimin içinde dönüp durdu.

Akşamları fırsat buldukça eskiden okuduğum kitapları elden geçirdim. Siteye yazmak için altını çizdiğim cümleleri hatırlamaya çalıştım. Çok sevdiğim kitaplara yeniden dönmek ve onlar hakkında inceleme hazırlamak aslında iyi geldi. Ama insan birkaç işi aynı zamana sığdırmaya çalışınca beyin de en az beden kadar yoruluyor.

Böyle zamanlarda insan, “En azından iyi uyurum,” diye düşünüyor. Ne mümkün… Uykuyu bölen sesler — bir köpek havlaması, bir kedi sesi, sabaha karşı ezan — ve hafif bir uyku… Beş saat kesintisiz uyuyabildiğinizde buna bile seviniyorsunuz.

Yine de düşünüyorum: Eğer ruhumu rahatsız eden düşüncelerden, kalbimi sıkıştıran o iç sızıdan bir nebze uzaklaşabiliyorsam, bu yorgunluk bazen işe yarıyor. Belki de bu yüzden kendimi bilinçli olarak meşgul ediyorum.

Akıl ve gerçekler, yüreğin derinliklerine her zaman hükmedemese de insanın elinde olan yine kendi tavrıdır. Düşünceler gelip geçer; aşk da, sanmalar da zihnin içinden yükselir. Benim yapabileceğim, onları bastırmak değil, ölçülü bir mesafeyle izlemektir. Meşguliyet bazen kaçış değil, iradeyi diri tutmanın bir yoludur. Çünkü insan, kontrol edemediği duygularından değil; onlara verdiği tepkiden sorumludur.