““Bazı yaralar vardır; zamanla değil, kabullenişle iyileşir.””
Ne kadar da haklı dedirten bir söz.
Alıntı
6
İnceleme
0
Puan
5,0
1 oy
Eklenme
05.12.2025
Bu Kitabı Puanla
5.0/5 · 1 oy
Puan verebilmek için giriş yapmalısın.
"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor, rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum "Kürk Mantolu Madonna"yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."
Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz. Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişiliklere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.
Türk edebiyatının en çok okunan kitapları arasında yer alan Kürk Mantolu Madonna, okurları sessiz, içine kapanık ve kendi halinde bir insanın zengin iç dünyasına yolculuğa çıkarıyor. Eserlerinde insanların görünmeyen yönlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali'nin bu eserinde de Raif Efendi'nin aslında göründüğünden ne kadar farklı olduğunun farkına varacaksınız. Raif Efendi'nin gençliğini, başarısız iş deneyimlerini ve Maria Puder ile ümitsiz aşkını Kürk Mantolu Madonna kitabının sayfalarından okuyacaksınız. Edebiyatımızın doruk noktalarından biri olan Kürk Mantolu Madonna'yı henüz okumadıysanız hemen uygun fiyat seçenekleriyle siparişinizi verin.
Yayın Yılı
1998
Sayfa Sayısı
163
Yayınevi
Yapı Kredi Yayınları
““Bazı yaralar vardır; zamanla değil, kabullenişle iyileşir.””
Ne kadar da haklı dedirten bir söz.
“Bu âlemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir insani öğrenme merakı ile bu meçhul âlemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur. Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahramanı bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır.”
“Böyle kimseleri gördüğümüz zaman çok kere kendi kendimize sorarız:
'Acaba bunlar neden yaşıyorlar? Yaşamakta ne buluyorlar? Hangi mantık, hangi hikmet bunların yeryüzünde dolaşıp nefes almalarını emrediyor? Fakat bunu düşünürken yalnız o adamların dışlarına bakarız; onların da birer kafaları, bunun içinde, isteseler de, istemeseler de işlemeye mahkum birer dimağları bulunduğunu, bunun neticesi olarak kendilerine göre bir iç alemleri olacağını hiç aklımıza getirmeyiz. Bu alemin tezahürlerini dışarı vermediklerine bakıp onların manen yaşamadıklarına hükmedecek yerde, en basit bir beşer tecessüsü ile, bu meçhul alemi merak etsek, belki hiç ummadığımız şeyler görmemiz, beklemediğimiz zenginliklerle karşılaşmamız mümkün olur.”
“"İnsanlara ne kadar çok muhtaç olursam, onlardan kaçmak ihtiyacım da o kadar artıyordu."”
Ne kadar doğru bir söz. Altına imzamı atarım.
“Sıkıntımın arttığı ve ihtiyaçlarımın beni bugünden yarına çıkarması bile imkânsız hale geldiği nispette, benim de çekingenliğim, mahcupluğum artıyordu.”
“Gerçekten bir can, bedenin her yerine eşit dağıtılmaz mıydı?”
Üstat gerçekten çok gğzel söylemiş.