Aslında günlük her gün yazılmalı, değil mi? Aksi takdirde adı “günlük” olmazdı. Ama günler o kadar yoğun geçiyor ki, yaşadıklarımı çoğu zaman sadece zihnimde taşıyabiliyorum. Yazmayı bırak, bazen kalem tutacak ya da tuşlara basacak gücü bile bulamıyorum.
Günün sonunda en iyi gelen şey ise uzanıp birkaç sayfa kitap okumak oluyor.
Ama yine de içimde birikenler var. Söylenmemiş cümleler, yarım kalmış duygular, unutulmaya direnen küçük heyecanlar…
Keşke onları bekletmeden günlükte kelimelere dökebilecek vakti bulabilsem.
Belki o zaman zihnim biraz daha susar, kalbim biraz daha hafifler.