Aslında dün gece, sabah 3’e kadar Ortadoğu’da gerçekleşen savaş haberlerini izlemekten fazla yazacak hâlim kalmadı. Ruhum ağırlaşmadı belki ama zihnim karmakarışık. Yine de hislerimi ve düşüncelerimi yazmak istiyorum. Ülke isimlerini ve saldırı detaylarını belirtmeye gerek duymuyorum; zaten güncel haberlerden ne olduğu biliniyor. Ben daha çok savaşın kendisini, dünya savaşlarını ve bunların bireyler üzerindeki etkisini düşünmek istiyorum.

Dün gece izlediğim haberler bana bir kez daha şunu hatırlattı: Savaş, haritalar üzerinde çizilen bir sınır değişikliği değil; insan ruhunda açılan görünmez bir yaradır.

Tarih boyunca dünya savaşları bize “kazanan” taraflar göstermiş olabilir, ama aslında kazanan hiçbir insan yoktur. Hatırladığım bazı kitaplarda da savaşın birey üzerindeki etkileri, travmalar ve politik hataların nasıl büyük yıkımlara dönüştüğü anlatılıyordu.

Savaş ve Barış’ta Lev Tolstoy, savaşın cephedeki kahramanlıklardan çok, sıradan insanların hayatlarını nasıl sessizce parçaladığını gösterir.
Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok’ta Erich Maria Remarque, I. Dünya Savaşı’ndaki genç askerlerin yaşadığı travmayı anlatır; savaşın romantik değil, çıplak ve yıkıcı yüzünü ortaya koyar.
Ağustos Topları’nda Barbara Tuchman, büyük bir savaşın kibir, yanlış hesap ve diplomatik körlükle nasıl başladığını anlatırken insanın aklına şu soru gelir: İnsanlık gerçekten ders alıyor mu?

Savaşın kötülüğü sadece bombalarda değildir; korkunun normalleşmesindedir.
Bir annenin çocuğunu sığınakta susturmaya çalışmasında,
bir yaşlının evini terk ederken kapıyı son kez kilitlemesinde,
bir askerin aslında tanımadığı birine düşman ilan edilmesinde,
çocukların, yani geleceğin yok edilmesindedir.

Belki de en acı gerçek şudur:
Savaşlar büyük ideallerle başlar ama en ağır bedeli sade insanlar öder.

Düşündükçe şunu hissediyorum: İnsanlığın aklı ilerliyor olabilir ama vicdanı aynı hızda ilerliyor mu, emin değilim. Yine de kendi küçük dünyamda barışı, sağduyuyu ve ölçülülüğü savunmaktan vazgeçmeyeceğim. Çünkü savaş büyük kararlarla başlasa da barış küçük bilinçlerle büyür.

İnsan doğası güç ve korku arasında savrulsa da, barışı seçebilen bilinçli insanlar var oldukça umut tamamen kaybolmayacak. Ve biz kendi küçük dünyamızda barışı ve sağduyuyu büyüttükçe karanlık hiçbir zaman bütünüyle galip gelemeyecek.